Neler Olmuş Neler?
İstanbula gitmek lazım…
İstanbula gitmek lazım…
Aylar önce bir blog girdisinde ( merak edenler buraya ) Ruby programlama diline gönül verdiğimden bahsetmiştim. Ama itiraf etmek gerekirse elimdeki Türkçe kullanıcı klavuzunu bir kaç kere okumak dışında ruby için fazla bir çaba harcadığımı söyleyemem. Taa ki 2007′nin sonlarına dek. Rails’in yeni versiyonunun çıkmasıyla webfaction tarafından yapılan %50′lik indirim kendimi ruby’ye atmam için bir fırsat oldu. 1 yıllık paket satın aldım.
2008′e girdiğimde aklımdaki ilk plan Ruby ile ilgili kaynak toplamak ve elimden geldiğince hızlı biçimde bu işi kavrayıp Ruby on Rails’e geçiş yapmaktı. 2008 başlarında çıkacağını duyduğum Türkçe Ruby kitabı sanırım biraz daha gecikecek diyerek yabancı sitelerde araştırmaya devam ettim.
Daha sonra rubylearning.org ‘u keşfettim. Gerçekten bu benim için harika bir fırsat oldu çünkü bu sitenin yöneticisi ( Satish Talim ) tarafından çeşitli aralıklarda online kurs verilmekteymiş ve 3. sü bugün başladı. Siteye girer girmez başvurumu yapmış bugünü beklemeye başlamıştım. Hatta siteyi kurcalarken tutorials bölümünde kursta anlatılan kısımları okumaya da bilmeden zaten başlamıştım. Kurs 14 haftaya bölünmüş bir şekilde işliyor.
Öncelikle konu hakkında bir bölüm, ardından küçük kodlar yazmamız yada verilen kodlar hakkında ( çıktısının ne olacağı - neden bu çıktının olduğu gibi ) yorumlar yapmamız isteniyor. Bunu yaparken bazı linkler ve ya ipuçları bizimle paylaşılıp oralardan yararlanmamız isteniyor. Bunun ardından da bir quiz bölümü bulunuyor ki ilk dersin quizini yaptığım için ondan bahsedecek olursak 9 soruluk doğru yanlış tarzı ve çoktan seçmeli tarzı sorulardan oluşuyordu. Her öğrenci her quizi iki kere cevaplama hakkına sahip ve yaptığınız herşey kayıt altında. Quiz notlarınız , verdiğiniz forum cevapları , chat bölümüne yazılarınız …
Bunların dışında belkide en güzel yanlarından birisi de bir katılımcı tarafından derslerin seslendirilip siteye ekleniyor olması. Böylece isterseniz dersi mp3 formatında bilgisayarınıza kaydedip dinleyebiliyorsunuz. Gerçekten kursun çok yararlı olduğunu söyleyebilirim çünkü düşünmeye , araştırmaya yönelterek ayrıca forumu sayesinde verilen ödevlere farklı çözümler görerek bakış açınız baya değişiyor. Ayrıca kursu alan üç öğrenci ile yapılan bir röportajı buradan okuyabilirsiniz.
Rubylearning.org’a katılmamın ardından oradaki linkleri incelerken daha önceden birinci ve ikinci versiyonlarını görmüş ama okuyamamış olduğum “Ruby Learning” kitabının üçüncü versiyonunun betasının satılmaya başlandığını gördüm. Henüz sadece oniki bölümü değiştirilmiş olsa da pdf formatını pragprog.com adresinden satın aldım. ( Toplam 29 bölümden oluşuyor ) Tabii ki rubylearning’in katkıları burada da devam ediyordu %30′luk indirim kuponu sayesinde $7,5 indirime sahiptim.
Belkide kursun en heyecanlı öğrencisi olarak hemen herşeyi hızlıca okudum ve kafamda acaba şimdi ne yapsam senaryoları kurmaya başladım. Sanırım “Programming Ruby 3rd Edition Beta” okumaya başlayacağım. Bu kitapta fazla hızlı olmayı düşünmüyorum. Yavaş okuyarak kafamın karışmasını önlemek istiyorum. Eminimki Dave Thomas ben bitirene kadar güncelleyerek kitabı yayınlamış olur. ( Tabi ne yapacağım belli olmaz )
Şimdilik bu kadar. Unutmadan ilgilenenler için bu kursun başvuru süresi doldu fakat şubat ayına doğru sanırım 100 kişilik bir kontenjan açılımı gibi birşey olacak bunun için ayrıntılı bilgi buradan alabilirsiniz…
Perşembe günleri Serkan ile birlikte aldığımız seçmeli dersimizin günü. Seçmeli derslerin “yarı yıl içi çalışma”sı sunum oluyor ve transkriptimize %20 etki ediyor. Geçen hafta kendi sunumum hakkında bir yazı yazmıştım. Bu hafta ise Serkan’ın sunumundan bahsetmek istiyorum.
Konusu gerçekten çok ilginçti “Doku Mühendisliği“. Kendisiyle sunumdan önce konuşuruz diye araştırma gereği duymamıştım ama ders başlamak üzere iken gelmesi sonucu konu hakkındaki bilgileri sunum esnasında almak zorunda kaldım. Belki de güzel oldu; bu sayede sunumu daha bir dikkatli dinleme şansı yakaladım. Serkan sunuma kendinden o kadar emin bir giriş yaptı ki cümlelerindeki “Biz” ifadelerini sanki gerçekten Doku Mühendisliği yapan birinin edasıyla söylüyor biz de dikkatle dinliyorduk. Sunum gerçekten eğlenceli ve şaşırtıcı idi. Eksi olarak gördüğüm ayrıntılara gelecek olursak birincisi: doku mühendisliğine kendini o kadar kaptırmış olacak ki sanki haftalardır hiç çıkmadığı laboratuarından sunum için çıkmış gelmişcesine bağıran sakalları ( kimine hoş gelebilir ama ben beğenmedim ) . İkinci nokta ise her ne kadar bizlere bir sunumdaki sunucunun anlatım kabiliyetinin çok önemli olduğunu belirtse de , slaytın zayıflığı idi.
Evet Serkan sayesinde sunucunun etkinliğinin önemini görmüş oldum. Gerçekten anlatım dikkat çekmek açısından çok önemli idi . ( Aman tanrım ne diyorum ben ? Daha geçen hafta aynı konu ile ilgili yazımda sunucunun çok önemli olmadığını diyen ben değil miydim ? ) Ama Serkan’ın etkileyici sunumunu acaba slayt ile desteklese fark olur muydu ? Bence kesinlikle evet. Çünkü sunumda anlatmayı unuttuğu çok önemli olan detayları hocamızın sorularıyla “Aaaa ben bunu demeyi unuttum.“, “Yaa bide şu vardı” diyerek hatırlattı bizlere. Hatta sunumu bitip yanıma geldiğinde bir sonraki sunum esnasında “Biyomateryallerden bahsetmedim yaaaaa” diyerek beni şaşırtmaya devam etti.
Ve bu sunumla birlikte bana şunu da öğretti. Sizin harika anlatacağınız şeyler karşınızdakini o anlık hayran bırakabilir, o kişiler sizin harika bir sunucu olduğunuzu söyleyebilir. Ama bir kaç gün sonra size yaaa sunumda anlattığı konu hakkında biraz bilgi ver denilse ( basit bilgiden bahsetmiyorum ) eminimki çok dikkatli olan kişiler dışında hep birşeyler eksik olacaktır. Oysa başkasının yaptığı bir sunumda görsellik katmak açısından sunuma ekleyeceği küçük bir animasyon, bu animasyondaki maskot, karakterler vs akıllara kazınacak, bu maskotun başına gelenler ( konuyu özetleyen biçimde işlenen senaryo varsayalım ) sayesinde sunumdaki konu akıllara girecektir.
Peki sona gelmişken sunum hakkında ve benim blog girdimin ismi hakkında da bilgiler vereyim. Blog tadında bir sunum oldu. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Blog girdimizde neler bulunur? Anahtar Kelimeler ( kategori de denilebilir ) , sonra metinimiz olur, bir de link vericeksek bu linkler. Serkan sunumuna öncelikle anahtar kelimeleri bizlere vererek başladı. Sonra metini anlattı, en son da linkleri ( Kaynaklar ) bize vereMEdi. Veremedi diyorum çünkü bilgisayar hata verdi ve yeniden başlatmak zorunda kaldı. Açıldıktan sonra da bildirmeyi unuttu. Unutmadan madem blog’a benzettik mimleme yaptı bile diyebiliriz. Şöyle oluyor: sunumu esnasında Figen’i işaret ederek “Figen bu konu hakkında bize benden sonra bilgi verecek” dedi. Belki tam anlamıyla bir mim olmadı ama bence sayılabilir.
Eee daha ne olsun yorumları da sözlü olarak ona yaptığımıza göre yazılı olmayan bir blog girdisi yaşadık hep beraberce…