Archive for Temmuz, 2007

Bi Duş Alıp Çıkacaktık

Saat 00:01 ve şuan itibariyle 1 Ağustos gününe girmiş bulunmaktayız. Bu yeni ay umarım ülkemize bol yağmur getirir. ( bu iş belki tatil yöresindeki otel sahiplerini üzebilir ama barajların dolması onların cebinin dolmasından daha önemli enazından benim için )

Bu temennilerimin yanında şu anda tek bildiğim Ankara ilimize bu ay çok mutluluk getirerek başlamadı. Bunun nedeni de Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin almış olduğu karar. Bu karar doğrultusunda 1-4 Ağustos tarihlerinde 2 şer günlük olmak üzere Ankara’da sular kesilecek. Koskoca 48 saat boyunca 1 damla su bile akmayacak evlerde.

Biraz düşünelim küresel ısınma var, barajlarımızın doluluk oranı sürekli azalışta, halkın su israfı önlenmeli. Peki bunlara karşılık verilecek cevap “haberiniz olsun size haftaya 2 gün su yok” mudur? Bu halkı daha çok su israfına iter mi itmez mi ? Hangi aklı başında insana suyunun kesileceği söylense ilk yapacağı bulduğu tüm kap, çanak, çömlek ne varsa su ile doldurmak olacaktır. Ve belkide ( ki büyük ihtimalle ) kullanacağından fazlasını alacaktır. Ki yapılan açıklamaya göre bu olay ya yağmur yağana ya da planlanan proje doğrultusunda Ankara’ya su gelene ( 6 aycık kaldı ) kadar sürecek. Yazımın başlığında belirttiğim replik için tam sırası: “Pardon biz bi duş alıp çıkacaktık yarında siz gelirsiniz ödeşiriz”, ” kardeş çay suyu koyacağızda 1 çaydanlık su verirmisiniz” gibi binlerce replik yaşanması olası…

Büyükşehirlerimizden bir diğerinde ise bu konuda yapılan açıklamalar, kampanyalar çok olumlu. İnsanların su tüketimini azaltması konusunda uyarılar yapılıyor. Onlara bu konunun önemi anlatılıyor böylece bilinçli toplum olarak bu sorunun önüne geçilmeye çalışılıyor. Bu uygulamasından dolayı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanını takdir ediyorum. ( yaptığı bazı başka uygulamalarda onaylamasak da, bu gerçekten takdire şayan bir durum )

Ve son dileğim ; Yağdır Mevla’m Suuuuuuuuuuuuuuu

Televizyondan Düşenler

Son zamanlarda ekranlarda birbirinden ilginç reklamlar dönüyor. Hemen kısaca hatırlayacak olursak Coca Cola’nın Brrrrrrr’ı Vodafone’un Yüzde 50 indirim tarifesi ve en son olarakda Avea’dan 25 Kuruş reklamları. Hepsinde farklı bir yaratıcılık kullanılmış Coca Cola Pepsinin Aysun Kayacı atağına Müslüm Baba ile cevap verirken Vodafone işyerinden örnekle kurgulanan bir reklamla karşılıksız birşeylerin verilebileceğini ima ediyor. Tabii Vodafone’un rakiplerinden bir tanesi olan Avea’da karşı tarafları biraz suçlayarak 25 kuruştan ucuzu yoktur diyor. Birde internet sitesi açmışlar http://www.25kurustanucuzumdiyenpahalidir.com.tr

Şimdilik bu savaşı Avea kazandı gibi görünsede iletişim sektörünün ağır abisi Turkcell en kısa zamanda bir hamle yapacaktır. Malum son zamanlarda bence baya bir boşladı piyasayı ve Avea bir çok atılımla ( ucuza verilen cep telefonları , konuşma sürelerinde indirim, Türkiyenin %93′ünde çekiyoruz diyerek vs vs ) üye sayısını katladı.

Peki sonuca bağlayacak olursak ne oluyor. Bir çok firma birçok reklamlarla kendisinin daha ucuza olduğunu ima ediyor ve böylece insanlar 2 hatta 3 hat ve farklı 3 cep telefonu kullanır hale geliyor. ( bir tanesi de benim ) Tabii bunun yanı sıra aynı iletişim firmasından 1 den fazla hat kullananlarda varmış. Bu konu üzerine Serkan’ın benim için yazdığı yazıya pas atmak gerek. Buradan buyurun…

Fransa Meclisinde Ubuntu Sesleri ve Biz

 Biz seçim ardından yeni meclisin toplanmasını beklerken Fransa Meclisinden haberler gelmeye devam ediyor. Bu seferki haber Türkiye ve AB üyeliği hakkında değil. Chip’ te okuduğuma göre HP firması Fransada seçilen milletvekillerine ve asistanlarına Ubuntu işletim sistemli bilgisayarlar dağıtmış. Meclis için bir takım değişikliklerle sunulan işletim sisteminin tamamlanması için öngörülen tarih Eylül ayının sonu olarak açıklanmış.

Tabii böyle bir örneği gördükten sonra acaba bizim meclisimiz demekten kendini alamıyor insan. Biraz düşünelim meclisimizde ubuntu yada biraz daha ulusal takılsak Pardus, Pozitif Linux gibi bizlerden birilerinin geliştirdiği işletim sistemi olsa acaba nasıl bir durum oluşurdu?

Eskiden sıkı bir meclis tv ( TRT3) takipçisiydim. Özellikle de oylamaları izlerdim. Vekillerimizin birbirlerine evet butonunun yerini ve nasıl basmaları gerektiğini anlattıkları anlar çok ilginç oluyordu. Ve düşünüyorumda Linux işletim sistemli bilgisayarların kullanıldığı meclis şimdilik bize çok uzak.

En iyisi biz Linux işletim sistemli okul laboratuarlarının hayaliyle başlayalim işe. Liselerimizdeki bilgisayar derslerini linux üzerinde görsek, tüm üniversitelerde linux üzerinde ders işlense. Tabii bu durum bazı kişilerin canını sıkarmı bilinmez…

Barış Akarsu’yu Kaybettik

 Bu kaçıncı kayıp? Trafik kazasında kaybettiğimiz kaçıncı can. Şüphesiz ki Barış ne ilkti ne de son olacak. Ama bu kazaların sayısını azaltmak için kim birşeyler yapıyor ?? Günlerdir televizyonda izliyoruz o malum kazanın olduğu kavşak resmen ölüm kavşağı ama herhangi bir önlem yok. Kendi yaşadığım il olan Trabzon’da da olduğu gibi ultra ağaçlandırılmış yolları anlamak mümkün değil. Palmiye ağaçlarından gelen araçları görmek neredeyse imkansız. Ayrıca o kavşakta daha önceden trafik lambasının bulunması ama çok kaza olması nedeniyle ışıklandırmanın kaldırılmış olması da cabası.

Yıllar önce bir trafik kazası sonucu belkide o dönemlerin en iyi çıkışını yapan sanatçısını Kerim Tekin’i kaybetmiştik. Karbeyaz şarkısıyla gönüllerimize taht kurmuştu. Fakat elim bir trafik kazası onu bizlerden almıştı. Bu sefer aynı kaderi Barış Akarsu paylaştı. Hem de doğum gününde. Bir müzik yarışması ( Akademi Türkiye ) ile bizlerin hayatına girmişti ve kısaca rockseverlerin gönlünde taht kurmuştu. Sadece rock severler değil hepimizin evinde, kalbinde yer edinmesini sağlayan şey ise oynamış olduğu “Yalancı Yarim” adlı dizi idi. Öylesine yerleşmiştiki ailemize daha 9 yaşındaki yeğenim hergün eve gelip TT yi ( Tarık Tekelioğlu ) izleyelim diyordu.

Çok kısa sürdü be Barış. Çok erken kaybettik seni. Ama hep bizimle olacaksın. Huzur içinde yat. Hepimizin başı sağolsun.

Tatil Havası

Finallerin bitmesiyle beraber yine bir koşturmaca ile Trabzon’dan benim için vazgeçilmez yer olan İstanbul’a geldim. Tabii gelmeden önce kendime verdiğim sözler, tüm planlarım bir anda yok oldu. Nedendir bilinmez yaz ayları gelince çalışamıyorum. Oysa ki gelmeden önce “Programming Ruby” kitabını indirmiş bilgisayarıma atmış, “Ruby Kullanıcı Klavuzu” nun çıktısını almış ve öylece gelmiştim.

Ferrarisini Satan Bilge’yi bir daha okusam işe yarar mı acaba :=) Bu yazıyı Serkan’ın ilk okuyuşunda vereceği tepkiyi şuan gözümün önünde canlandırabiliyorum. Kendisi bu kitabın ve Robin Sharma’nın fanatiğidir (!). Yinede bana meditasyon yollarında yardımcı olacak birilerine ihtiyacım var:)